NEVŞEHİR TARİHİ

Nevşehir İlinin Tarihteki Adı

Muşkara kelimesi  Arapça kökenli bir kelime, ism-i  zaman, ism-i mekan olup anlamı, ‘kumral’ olmaktır.

Tarih Öncesi Nevşehir (M.Ö.6500-2000)

Nevşehir (Muşkara) ilinin en eski yerleşim yeri Gülşehir ilçesi Civelek Mağarası’nda görülür.Avanos’un Sarılar beldesi yakınlarındaki Zank Höyük’te DTCF Öğretim üyelerinden Doç.Dr.Hüseyin Sever’in başkanlığında yapılan kazılar sonucunda Eski Tunç Çağı’na (M.Ö.3000-2000) ve Assur Ticaret Kolonileri Çağı’na (M.Ö.2000-1750) ait eserler ele geçmiştir.Nevşehir civarında bulunan çok sayıdaki höyüklerde özellikle Eski Tunç Çağı’na ait kalıntılar tespit edilmiştir.

 

TARİHİ DÖNEMLERDE NEVŞEHİR

Assur Ticaret Kolonileri Çağı (2000-1750)

M.Ö.2000-1750 yılları arasında Kuzey Mezopotamya’da yaşayan Assur tacirler Anadolu’da ticari koloniler kurarak ilk ticaret örgütünü oluşturmuşlardır.Bu ticaretin merkezi Kayseri Kültepe,Kaniş-Karum’dur.(Karum:Ticaretin yapıldığı pazar yeri, ticari organizasyonun yapıldığı yer,liman,koy anlamındadır.)Belgelerde adı geçen ve yeri saptanabilen karumlardan biri de Karum-Hattuş’tur (Boğazköy).Karumlardan daha küçük pazar yerleri ise Wabartum olarak adlandırılmıştır.Nevşehir civarında sayısız wabartumlar tespit edilmiş ancak bu yerleşim yerlerinde yazılı belge bulunamadığından yerleşimlerin wabartum adları bilinememektedir.Gerek karumların gerekse wabartumların oldukça büyük bir kısmı Kapadokya Bölgesi’nin içinde kalmaktadır.Zengin altın, gümüş ve bakır yataklarına sahip olan Anadolu tunç alaşımı için gerekli olan kalay bakımından fakirdi.Tacirlerin beraberlerinde getirdikleri kalay,çeşitli kumaşlar ve kokular bu ticaretin ana malzemeleriydi.Hiçbir zaman politik üstünlüğe sahip olmayan düzenlenmiş örgüt Assur’dan gönderilen ‘limu’ adı verilen valilerce yönetiliyordu.Assurlu tacirler sayesinde Anadolu’da ilk defa yazı görülür.‘Kapadokya Tabletleri’ olarak adlandırılan Eski Assurca yazılmış çivi yazılı metinlerden,tacirlerin geçiş yolları üzerindeki beylere % 10 yol vergisi verdikleri,borçlu olan halktan %30 oranında faiz aldıkları,Anadolu krallarına sattıkları mal üzerinden %5 vergi verdikleri anlaşılmaktadır.Yine bu tabletlerde Assurlu tacirlerin Anadolulu kadınlarla evlendikleri ve nikah sözleşmelerinde,Anadolulu kadınların kocaları karşısında bazı haklarını koruyacak maddeler bulunduğu görülmektedir.

Assurlu tacirler yazıdan başka silindir mühürler, madencilik, tapınak ve tanrı fikirlerini de Anadolu’ya getirmişlerdir.Böylece Anadolu’nun yerli sanatı Mezopotamya sanatının etkisi altında gelişerek kendine has yeni bir sanat anlayışını ortaya koymuştur.Bu sanat daha da gelişerek Hitit sanatının temelini oluşmuştur.

 

Hititler Dönemi (M.Ö.1750-1200)

Avrupa’dan Kafkaslar üzerinden gelerek Kapadokya Bölgesi’ne yerleşen Hititler daha sonra yerli halkla kaynaşarak imparatorluk kurmuşlardır.Dilleri Hind-Avrupa dil grubundandır.Başkentleri Hattuşaş (Boğazköy) olan Hititlerin önemli şehirleri Alacahöyük ve Alişar’dır.Kapadokya Bölgesi’nde bulunan bütün höyüklerde Hititlere ait kalıntılara rastlamak mümkündür.Bunun yanı sıra Hitit İmparatorluk Dönemi’nde özellikle Kapadokya Bölgesi’nde stratejik açıdan önemli geçitlere ve su kenarlarındaki yüksek kayalara rölyef olarak işlenmiş anıtlar bulunmaktadır.Bu kaya anıtları sayesinde Hitit krallarının güney ülkelere ulaşmak için geçtiği yolları saptamak mümkündür.Kayseri sınırları içindeki Erciyes Dağı’nın güneyinde yer alan Fraktin, Taşçı ve İmamkulu kaya anıtları tanrıların kutsanması, Büyük Kral’ın (Hattuşili III) ve Kraliçe’nin(Puduhepa)Tanrılara minnettarlığını göstermesinin yanı sıra İmparatorluğun gücünün sınırlarını gösteren birer propaganda anıtlarıdır.

 

Genç Hititler Dönemi(M.Ö. 1200-700)

Friglerin Orta Anadolu’nun önemli kentlerinin hemen hepsini yıkarak Hitit İmparatorluğu’nu ortadan kaldırılmasından sonra Orta ve Güneydoğu Anadolu’da Geç Hitit Krallıkları ortaya çıkmıştır.Kapadokya Bölgesi’ndeki Geç Hitit Krallığı ise Kayseri, Niğde Nevşehir’i içine alan Tabal Krallığı’dır.Bu döneme ait Gülşehir-Sivasa(Gökçetoprak), Acıgöl-Topada, Hacıbektaş Karaburna Köyü’nde Hitit Hiyeroglifi ile yazılmış kaya anıtları bulunmaktadır.

 

Pers  / Hellenistik Dönem (M.Ö. 585-332)

Kimmerler’in Frig egemenliğine son vermesi sonucu Anadolu’da Medler (M.Ö. 585),daha sonra da Persler (M.Ö. 547) görülür.Persler bölgeyi ‘Satrap’ adını verdikleri valilerce yönettiler.Eski Pers dilinde Katpatuka olarak adlandırılan Kapadokya bölgesi, ‘Cins Atlar Ülkesi’ anlamına gelmekteydi.Persler Zerdüşt dinine bağlı olduklarından ve ateşi kutsal saydıklarından bölgedeki volkanları özellikle Erciyes ve Hasandağı’nı kutsal saymışlardır.

Persler Kapadokya’dan geçerek başkentlerini Ege’ye bağlayan,‘Kral Yolu’nu geliştirmişlerdir.Makedonya Kralı İskender M.Ö. 334 ve 332 de Pers ordularını arka arkaya bozguna uğratarak bu büyük İmparatorluğu yıkmıştır.Pers İmparatorluğu’nu yıkan İskender Kapadokya’da büyük bir dirençle karşılaştı.İskender, komutanlarından Sabiktas’ı bölgeyi denetimi altına almakla görevlendirince,halk buna karşı çıktı ve eski Pers soylularından Ariarathes’i kral ilan etti.Çalışkan bir yönetici olan  I. Ariarathes (M.Ö. 332-322) Kapadokya Krallığı’nın sınırlarını genişletti.Kapadokya Krallığı, Roma’nın bir eyaleti olduğu M.S.17 yılına kadar varlığını korumak için Makedonyalılarla, Pontuslularla, Galatlarla, Romalılarla mücadele etmiştir.

 

Roma Dönemi(M.S. 17-395)

M.S.17’de Tiberius Kapadokya’yı Roma’ya bağlayarak bölgedeki kargaşaya son verdi. Romalılar bölgeyi ele geçirdikten sonra batıya bir yol yaparak Ege’ye ulaşımı sağladılar.Bu yol hem askerî hem de ticari açıdan önemliydi.Roma egemenliği sırasında, yöreye gerek saldırı gerekse göç biçiminde doğudan gelenler oldu.Romalılar bu yeni gelenlere karşı ‘Lejyon’ adını verdikleri askerî birlikleriyle karşı koydu.İmparator Septimus Severus Dönemi’nde ekonomik bakımdan oldukça canlanan Kapadokya’nın merkezi Kayseri, daha sonraki yıllarda İran’dan gelen Sasaniler’in saldırılarına uğradı.Gordianus III bu saldırılara karşı şehrin etrafını surlarla çevirtti.Bu sırada Anadolu’da yayılmaya başlayan ilk hristiyanların bir kısmı büyük şehirlerden köylere göç etmeğe başladılar.Kayseri’nin önemli bir din merkezi haline geldiği 4.yüzyılda kayalık Göreme ve çevresini keşfeden hristiyanlar,Kayseri Piskoposu da olan Aziz Basil’in dünya görüşünü benimseyerek kayalar içinde manastır hayatını başlattılar.

 

Bizans Dönemi(397-1071)

Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesiyle Kapadokya Doğu Roma İmparatorluğu’nun etkisi altında kaldı.2.yüzyıl sonlarında Kapadokya’da önemli sayıda hristiyan toplulukları bulunmaktaydı.Çünkü bu devre ait iki piskoposluk merkezi bilinmektedir.Bunlardan biri bölgede uzun süre hristiyanların merkezi olacak olan Kayseri diğeri de Malatya idi.

3. yüzyılda kuvvetli şahsiyete sahip rahipler bölgeyi dini düşünce ve yaşantının merkezi haline getirdiler.4.yüzyılda Kapodokya üç büyük azizin (Kayseri Piskoposu Büyük Basil, kardeşi Nyssalı Gregory ve Nazianuslu Gregor) memleketi olarak bilinirdi.Bunlardan Kayseri Baş piskoposu Büyük Basil bölgedeki kaya kilise ve manastırların kurucusudur.Bölge halkı Greko-Roma fikirlerinden ziyade İran’ın etkisi altında kalmıştır.Orta ve Doðu Anadolu’da olduğu gibi Kapadokya da Bizans’ın ilk yıllarında sakin bir dönem yaşamıştır.İmparatorluk sınırları Akdeniz havzasından Kafkaslara kadar uzandığı için Kapadokya Bölgesi bu imparatorluğun merkezi haline geldi.Ancak 7. yüzyıldan itibaren Persler tekrar Anadolu’yu istila ettiler ve Kayseri’yi işgal altında tuttular.Daha sonra Kudüs’ü ele geçirdiler ve Hakiki Haçı Ctepsiphon’a taşıdılar (Ctepsiphon: Bağdat sınırları içinde antik bir yerleşim yeri).Bunun üzerine İmparator Heraclius Anadolu’nun elde kalan kısımlarını askerî eyaletlere ayırdı ve Kapadokya askerî açıdan organize edildi.Orduda hizmet edenlere topraklar verildiğinden toprağa sahip askerî aristokrat grubu ortaya çıktı.Daha sonra imparator Heraclius kaybedilen toprakları geri alıp Hakiki Haçı Kudüs’e geri götürdü.Ancak doğu eyaletlerinde askerî bir düzen bulunmadığından Araplar tarafından işgal edildi.Kayseri 647 ve 726’da iki kez el değiştirdi.Derinkuyu ve Kaymaklı gibi düz ovalarda yaşayan halk yer altı yerleşimini tercih ederek kendilerini savundular.Dağlık bölgelerdeki kaya kiliseleri ve hücreler sığınak oldu.

Uzun süredir devam eden mezhep çatışmaları III. Leon’un müslümanlıktan etkilenerek ikonları yasaklamasıyla doruk noktasına ulaştı.Bu durum karşısında ikon yanlısı bazı keşişler Kapadokya’ya sığınmaya başladılar.İkonoklasm hareketi yüzyıldan fazla sürdü (726-843).Bu dönemde birkaç Kapadokya kilisesi ikonoklasm etkisi altında kaldıysa da ikondan yana olanlar burada rahatlıkla gizlenip ibadetlerini sürdürdüler.843’te İmparatoriçe Theodore İkonları tekrar serbest bıraktı. 9. yüzyıl ortalarından sonra Arapların geri çekilmesi ile bölge oldukça sakinleşti.

 

Anadolu Selçukluları Dönemi (1075-1308)

Sultan Melikşah’ ın 1092′ de ölümü üzerine Büyük Selçuklu Devletinde taht kavgaları başladı.Bu sıralarda Ortaçağın en önemli olayı sayılan Haçlı Seferleri batıdan Türk-İslam Toprakları üzerine başlamış bulunuyordu.Melikşah’ın oğullarından Sencer 1111 yılında kendisini Sultan ilan ederek tahta oturdu ve 1157′ ye kadar, saltanatı devam etti.Büyük Selçuklular 1141 yılında Katvan Savaşı’nda Karahitaylara yenilince Harzem ve Horasan bölgesi elden çıkmış, devlet güç kaybetmişti.1157 yılında Sultan Sencer’in ölümü ile Büyük Selçuklu Devleti dağıldı.Şehzadeler bulundukları bölgelerde bağımsızlıklarını ilan ettiler.Böylece Irak’ ta, Suriye’ de,Kirman’ da ve Anadolu’ da yeni Selçuklu Devletleri ortaya çıktı.İlk üçünün varlığı 12. yüzyıl  içinde sona ererken Türkiye Selçuklu Devleti 14.  yüzyıl  başlarına kadar varlığını sürdürdü.

1071- Malazgirt Zaferinden sonra Bizans’ın elinde bulunan Anadolu’nun Fethi hareketi içinde başta Kutalmışoğlu Süleyman Şah olmak üzere Artuk, Tutak, Danişmend, Mengücek, Ebulkasım, Ebulgazi,( Hasan Bey ) v.b.Türkmen Beyleri yer almışlardı.Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ın ölümünden sonraki iktidar kavgası sırasında Doğu Anadolu’da  Saltuklu, Danişmend, Mengücek ve Artuklu Türkmen Beylikleri oluşmuşken, 1075 tarihinde, Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından İznik merkez olmak üzere Nevşehir’in de içinde bulunduğu Orta Anadolu, Güney Marmara, İç Ege ve Doğu Akdeniz Bölgeleri’nin geniş bölümlerinde de Türkiye Selçukluları Devleti kurulmuştur. Aslında 1067′de Kayseri’yi fetheden Türkmen Beyleri’nden Afşin Bey Kızılırmak’ın orta çığırı boyunca fetihlerine devam ederek Nevşehir ve çevresini de Selçuklu toprakları içerisine katmıştı.

Süleyman Şah 1081 yılında Bizansla yaptığı antlaşma ile Anadolu’da egemenliğini fiilen olduğu gibi  hukuken de kabul ettirmiş, sultanlığını ilan ederek kudretli bir devlete sahip olduğunu ortaya koyup Büyük Selçuklu Devleti ile olan sembolik bağlılığını sona erdirmiştir.Türkiye Selçuklu Devleti’nin kuruluşu Süleyman Şah Antakya’ ya düzenlediği ilk sefer sırasında Ebul Gazi’ yi ( Hasan Bey ki Hasandağı bu zatın ismi ile anılır.)Kapadokya’ ya vali tayin eder.Nevşehir Türkiye Selçukluları Dönemi’nde doğu- batı istikametinde birer menzillik mesafede yapılmış Çay Hanı- Horozlu Han- Zazadın Hanı- Sultan Hanı- Ağzı Karahan-Tepesidelik Han- Alay Hanı ve Sarıhan  gibi kervansaraylarla ve bunlar arasındaki güzergahı izleyen ticaret yolu üzerinde küçük bir yerleşim yeri idi.Bu yol batıda Ege kıyıları, Doğuda Orta Asya Türk Dünyası ve Çin’e Mezopotamyaya yönelen çok işlek canlı bir ticari hayata sahip kültür köprüsü görevi de gören önemli bir yoldur.Özellikle I. Alaaddin Keykubat Döneminde ( 1217 -1230) bu yol üzerinde kervansaraylarla çok zengin yükler taşınarak doğu- batı, kuzey- güney istikametinde iç ve dış ticaret canlılık kazanmış Türkiye Selçukluları en parlak dönemlerini yaşamıştır. Bu dönem ve sonrasında yapılan şifahaneler, aşevleri, yollar, köprüler, kaleler ve külliyelerle Anadolu bayındır hale gelmiştir.

Türkiye Selçuklu Sultanı II. Keykavus ile  IV. Rüknettin Kılıçarslan’ın birlikte saltanat sürdükleri dönemde anlaşmazlığa düşünce IV. Rüknettin Kılıçarslan Ürgüp’ e sığınmıştır.Türkiye Selçuklu Devleti 1243 Kösedağ Savaşında mağlup olduktan sonra fiili idare Moğollara geçmiş ve Sultanın yanında Moğol valileri tarafından yönetilmeye başlanmıştır. Son Selçuklu Sultanlarından III.Alaaddin Keykubat da Moğol Hükümdarı Gazan Han’ la anlaşmazlığa düştüğünde Ürgüp yakınlarında sığındığı mağarada sıkı bir takiple yakalanmıştı.II. Mesut son Türkiye Selçuklu Sultanı olarak Kayseri’ de 1308’de ölünce Moğollar sembolik de olsa Selçuklu tahtına kimseyi oturtmadılar.Anadolu’yu merkezden gönderdikleri valilerle yönetmeyi sürdürdüler.Bu idari yetersizlik sonucunda Anadolu’nun çeşitli yerlerinde beylikler ortaya çıktı.Osmanlılar, Karamanlılar, Menteşeoğulları, Germiyanoğulları gibi. Türkiye tarihinde Anadolu Türk Beylikleri Dönemi bağladı.

 

Beylikler Dönemi

 

Anadolu Selçuklu Devleti parçalanınca Moğalların Anadolu Valisi Timurtaş’ın daha sonra da Eratna Bey’in egemenliğini taşıyan Nevşehir 1381’de Kadı Burhanettin tarafından ele geçirildiseyse de 1397’de yöreye Karamanoğulları egemen oldular.Bir Oğuz boyu olan Karamanlı Aşireti 13. yüzyılda Anadolu’ya gelmişti.Türkiye Selçuklu Hükümdarı I. Alaaddin Keykubat onları İçel Bölgesi’ne yerleştirmişti.Kerimüddin Karaman Bey başkenti Ermenek olan Karamanlı Beyliğini kurdu.Kerimüddin Karaman Bey’in yerine geçen Mehmet Bey 1277′ de Türkçe’yi resmi dil ilan ederek Türk kültürüne büyük hizmet etmiş oldu.Karamanoğulları Türkiye Selçuklu Devleti başkenti Konya’yı zaptederek merkezlerini burayı taşıyıp, Türkmenler arasında büyük saygınlık kazandılar.Karamanoğulları Nevşehir’in de içinde bulunduğu Orta Kızılırmak Konya Bölümü ve Anamur- Mersin kıyılarına kadar Doğu Akdeniz’de egemenlik alanlarını genişlettiler.1397′de Yıldırım Bayezit Karaman ilini topraklarına katınca Nevşehir (Muşkara) Osmanlı Beyliğine dahil oldu.Yıldırım Bayezıt’ın Konya’yı fethinden sonraki gelişmeleri anlatan Aşık Paşazade Tarihi’nde: ” Etrafın şehirlerine haber vardı kim bu gelen padişah gayet adildir.Ve ol şehirlerden dahi adam geldi kim hana gelip şehri tımar edin!Aksara’yı, Niğde’yi ve Kayseri’yi verdiler.Develi, Karahisarı ve Uçhisarı cümlesini nevalisi ile teslim ettiler.” der. Ancak bu dönem kısa sürdü.Yıldırım Bayezıt 1402 Ankara Savaşında Timur’a yenilince Karamanlı Beyliği yeniden kuruldu. Bir ara Nevşehir Kadı Burhaneddin Beyliği egemenlik alanına dahil olmuştur.Osmanlıları en çok uğraştıran bu beyliğe II. Bayezit 1487′ de son verince Karaman Beyliği’ne ait topraklarla  beraber Muşkara’ da Osmanlı Devleti sınırları içine dahil oldu.

 

Osmanlı Dönemi  (1299-1923)

Nevşehir ve yöresi Osmanlı idaresi altında bir süre barış içinde yaşadı.Özkonak’ta Yavuz Sultan Selim’in Doğu Seferi sırasında yapılan köprü Nevşehir’deki Erken Osmanlı yapısı olması açısından önemlidir.Kanuni Sultan Süleyman tahtta çıktığında (1520) hazinenin gelirini arttırmak için yeni bir arazi tahriri yaptırdı.İl yazıcılarının bir kısmı ürün miktarını ve tarla ölçümlerini fazla göstererek vergileri arttırdılar.Bazı dirlik sahiplerinin toprağı ellerinden alındı.Bu durum halk ve asker arasında hoşnutsuzluğa neden oldu.Ayrıca 1582’den başlayıp ardarda gelen İran seferleri de Anadolu tımar düzenini bozmuştu.Sefere çağrılan dirlik sahiplerinden bazıları ailelerini karışık ortam içerisinde bırakıp gidemeyeceklerini ileri sürerek yasala karşı çıkarak ‘Celâli’ oldular.Devlet isyanları güçlükle bastırabildi. Tüm bu olumsuzluklar Nevşehir ‘de etkisini şiddetli şekilde gösterdi. Yöre halkı arzuladığı barış, huzur ve kalkınma dönemini Damat İbrahim Paşa zamanında yaşamıştır.

 

Cumhuriyet Döneminde Nevşehir

Nevşehir Mondros Mütarekesi günlerinde 12. Kolordu’ ya bağlı 11. tümenin denetim alanı içindeydi.Karargâhı Niğde’de bulunan tümenin önemli silah ve cephane depolarından biri de Nevşehir’de idi.

Orta Anadolu, Mütareke’nin belirlediği paylaşım alanlarının dışında kaldığı için Nevşehir Milli Mücadele yıllarında önemli bir siyasi olaya tanık olmadı.Bununla birlikte 4 Eylül 1919′da toplanan Sivas Kongresi’ne Nevşehir adına bir delege katıldı: Dellalzade Hacı Osman Efendi. Hacı Osman Efendi, kongrede alınan bütün vilayet ve kazalarda Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Şubeleri oluşturulmasını öngören kararın Nevşehir’de uygulanmasına öncülük etti.Bu cemiyetin önde gelenleri Eyüp Bey, Müftü Süleyman Hakkı Efendi, Belediye Başkanı Ahmet Efendi idi. Bugün Nevşehir’e bağlı olan Avanos’ta da cemiyetin bir şubesi kurulmuştu.Bu cemiyetin çalışmalarında en etkin kişi Belediye Başkanı Nuri Bey’dir.

Milli Mücadele yıllarında Nevşehir’e ilişkin olarak anılması gereken bir başka gelişme de Mustafa Kemal’ in 22 Aralık 1919′ da Hacı Bektaş’a gelmesidir.Bektaşileri Milli Mücadele’ye kazanmak amacını güden Mustafa Kemal Hacı Bektaşı Veli Tekkesi Çelebisi Cemalettin Efendi ve tekke şeyhi Salih Niyazi Baba ile görüştü.Ülkenin içinde bulunduğu durum uzun uzadıya ele alındı.Her iki Bektaşi önderi de Mustafa Kemal ile aynı düşüncede olduklarını ve Milli Mücadele saflarına katıldıklarını açıkladılar.Bu Mustafa Kemal’in Sivas Kongresi sonrasında kazandığı en önemli başarılarından biriydi.Bu görüşmeden sonra Anadolu’nun her yanındaki Bektaşi Tekkeleri birer Kuvay-i Milliye karargahı işlevi gördü.

Nevşehir Osmanlıların son dönemlerinde Niğde Sancağı’na bağlı bir kaza idi.Cumhuriyetimizin ilanından sonra 1924′ te Niğde yeni idari yapılanmada bir il olarak ortaya çıkarken Nevşehir de ilçelerinden biri oldu.

6429 sayılı yasa ile Nevşehir 20 Temmuz 1954 tarihinde il haline getirildi.Kırşehir ve Kırşehir’ e bağlı Mucur, Avanos, Hacıbektaş ( 1945′ ..te ilçe oldu.), Kayseri’ye bağlı Ürgüp ( 1935′ te ilçe oldu.)Niğde’ ye bağlı Arapsun (1948′ de Gülşehir adını aldı.) Nevşehir’ in ilçeleri haline getirildi.Kozaklı ve Hamamorta köyleri Avanos’ a bağlı birer köy iken birleştirilerek 1954′ te Kozaklı adıyla ilçe olarak Nevşehir’e bağlandı.Kırşehir 1957′de tekrar il yapıldı.Mucur ilçesi ile beraber Nevşehir’den ayrıldı.

Daha önceleri Melegübü ismi ile anılan bir bucak merkezi olan Derinkuyu 1 Nisan 1960′ ta ilçe durumuna getirildi.Acıgöl kasabası ise 4 Temmuz 1987′ de ilçe olmuştur.

 

KAYNAK:NEVŞEHİR İL YILLIĞI 1998

 

 

İletişim Formu

İsim (gerekli)

E-posta (gerekli)

Konu

İleti

NEVŞEHİR TARİHİ © 2014, Canan Yüncü